O an aklında ne varsa yazdı beynimin boş satırlarına. Okuduğumda kalakaldım öyle. Başımdan aşağı kaynar sular dökülüp bacaklarım titrediğinde anladım sensizliğin beni nasıl bir hale sokacağını... Sıcaktan değil, sensizliktendi titreyişim...
Üzerine tonlarca ağırlık binmiş gözlerimi hafifçe kaldırarak içimden haykırdım sana.. Gitme diye. Sen duymadın ve ya duymamazlıktan geldin her zamanki gibi... Aşk dedim sessizce, yine cevap vermedin.. Duvar olsan bu kadar üzerime yıkılmaz bu kadar acımasız olmazdın belki de.. Aklımdan bu düşünceler geçerken yakaladın beni kollarımdan, sımsıkı sardın. Hiç bu kadar sıkı sarılmamıştın.. Ayrılırken neden böyle olur anlamazdım hiç. Ama sende anladım... Severken gitmekti bu sarılış, bırakamamak... bırakmak istememek ama zoraki bırakmaktı. Damarlarımın üzerine basa basa gittin o gece, tepki bile gösteremeyip, beni sensizlik sandalyesine bağlayıp gittin... Çok da sıkı bağladın...
Tepemde küçük bir ışık var, gölgemde sen. Neden hep böyle olur? Neden yalnızlık yine? Bu soruları kendime sorup durdum. Deli miyim ne?
Hayır...
Olmamalı...
Uyumuşum.. Uyandığımda yazın çoktan geldiğini farkettim. İçim ısınmıştı şimdilerde.. Kaç yıldır, kaç mevsimdir uyuyorum bilmiyorum.. Hangi zamandayız? Bilmiyorum. Hangi sensiz şehirdeyim? Bilmiyorum.
İnsanoğlu nankör işte, ne soğuğun değerini, ne sıcağın değerini bilir.
Benimse Bildiğim.. Şimdilerde kalbim ısınsa da, hâlen ben SENSİZLİK ŞEHRİNDE YAŞIYORUM!..
